Ümmü Seleme R.a.

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    SEYF-İSLAM FORUM Forum Ana Sayfa -> Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) -> Hanımları
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
berruhürrem
YENİ ÜYE
<b>YENİ ÜYE </b>


Kayıt: 12 Tem 2010
Mesajlar: 13

Durum: Çevrimdışı

Level : 2
HP: 0 / 30  
 0%
MP: 14 / 14  
 100%
EXP: 3 / 8  
 37%
MesajTarih: Cmt Ekm 23, 2010 10:05 pm    Mesaj konusu: Ümmü Seleme R.a. Alıntıyla Cevap Gönder

PEYGAMBERE YOL GÖSTEREN KADIN”
ÜMMÜ SELEME

Hind b.Ebi Ümeyye olarakta bilinir.
İslam’a girişi ilk eşiyle birlikte oldu.
Habeşistan’a (Etiyopya’ya) hicret eden muhacirlerdendi.
Kocası Ebu Seleme ile Medine’ye hicretleri sırasında Ümmi Seleme’nin akrabaları onu eşinden ayırarak Mekke de tuttular.
Bir sene kadar eşinden ayrı Mekke de yaşamak zorunda kaldı.
Bu zaman zarfında çektiği sıkıntıları daha sonra şöyle ifadelendirecektir.
“ Allah için İslam da hiçbir aile görmedim ki Ebu Seleme’nin çektiği sıkıntıları çekmiş olmasın. Osman b.Talha’dan da daha iyiliksever bir adam görmemişimdir.”
Bu şekilde bir ifade de bulunmasının sebebi Mekke de kaldığı bir sene içinde ve sonunda Medine’ye hicrette yaşadığı şeylerdi.
Ümmi Seleme’nin bu bir sene zarfında gözünden yaş eksik olmaz.
Bu duruma şahit olan Ümmi Seleme’nin ailesine amcaoğlu baskı yapar.Aile bu baskı karşısında Ümmi Seleme’yi serbest bırakır.
Ümmi Seleme ilk fırsatta Medine’ye eşinin yanına gitmek için çaba harcar.
Yanına aldığı oğluyla yollara düşer.
Medine yolunda Tem’im mevkiinde onları Osman b.Talha görür.
Yalnız bir kadın ve çocuğun yollarda olmasına gönlü razı olmaz
Onları Kuba’ya kadar götürür.
Yolculuk esnasında Osman b.Talha’ın hal ve tavırlarını Ümmi Seleme daha sonra şöyle anlatacaktır..
“Önce devemizi çökertir. Bizim inmemiz için kolaylık sağlar.Daha sonra ise bizden uzaklaşarak hem bizi koruyacak hem de bizim rahat edeceğimiz bir menzilde bizi takip ederdi.”
Bu şekilde Kuba’ya kadar yolculuk sürer.
İslam ahlakının ahlakına sahip insanlar hem iyiliklerini hem de şeraitlerinin ahkamlarını pratik hayatlarına aktararak yaşamayı bildikleri için SAHABE oldular.
Kuba’ya yaklaşınca “eşin bu köyde mi?” diye sorar.
“Evet” cevabını alınca da
“Haydi, Allah’ın bereketi ve rahmeti ile girin oraya” diyerek uzaklaşır.
Anne ve oğulda Ebu Seleme’ye sağlıkla ve güvenle kavuşur
Bir Müslüman kadın ıssız yollarda bırakılmamış.
İslam ahlak ve edebinin verdiği ölçüyle ailesine kavuşturulmuştur.
İşte sahabe Osman b.Talha
Ümmi Seleme bu olay sebebiyle Osman b.Talha’yı hayatı boyunca hayırla yâd etmiştir.
Ebu Seleme Uhud savaşında şehit oluncaya kadar eşi Ümmi Seleme ile Kuba’da yaşar
Şahadetten sonra Ümmi Seleme iki çocuğu ile dul kalır.
Hz. Muhammed Ümmi Seleme’ye evlilik teklif eder.
Ümmi Seleme ona 3 mazeret sunar
*Kıskancım
*Çocuklarım size yük olur
*Yaşlıyım
Hz. Muhammed’in cevabı
“Ben senden yaşlıyım. Çocukların geçimi Allah ve Resulüne ait.Kıskançlığınız içinde Allah’a dua edeceğim”
Bu cevap Ümmi Selemeyi ikna eder.
Ve nikâh kıyılır. Yıl Hicri 4
Artık Ümmi Seleme Peygamber eşidir.
Ümmi Seleme’nin çeyizinde ise şunlar vardır.
2 adet el değirmeni
1 adet su testisi
1 adet çanak
1adet yastık
1adet yatak
İslam da çeyiz tartışmasına cevap İslam da çeyiz vardır.
Çeyizin içeriğin keyfiyetini ne belirleyecek tabiî ki peygamber kızları ve eşleri
Esas çeyizin olup olmaması değil neyin olması ya da olmaması
İhtiyaç sınırlarındaki abartılarımız bizim ahiret hesabımızın da kolaylığını yada zorluğunu belirleyecek gözüküyor.
Ümmi Selemenin kızı Zeynep süt emme döneminde olduğu için zifafa girme gecikir.
Çünkü Resulllah her geldiğinde Ümmi Seleme’yi Zeynep’i emzirirken bulur.
Daha sonra Zeynep itiraf edecektir.
Hz.Muhammed’ten utandığı için her girişinde Zeynep’i emzirdiğini Ümmi Seleme utangaç bir kadın olduğu için bu yönteme başvurduğunu söyleyecektir.
Evliliğin ileriki yıllarda
Ümmi Seleme zeki ve utangaç bir kadın
Bu olay 3 kere tekrar edince Yasir olayı fark eder.
Ve bebek için bir sütanne bulur.
Bebek sütanneye teslim edilir.
Sahabeler sorun çözen adamlardır.
Sahabe Ammar Yasir Hz. Muhammed’in talebesi
Hayatlarının her döneminde zekiliği ile sorunları çözüme kavuşturan sahabeler.
Sorun çıkaran insanlar değil sorun çözen insanlar olarak Asrı saadete imza atan yetişkin bireyler
Kadın ya da erkek hepsi problemsiz yaşam için alternatifleri olan insanlar.
Hz.Ömer bir gün kızı Hafsa başta olmak üzere Hz.Aişe, Hz.Zeynep ve diğer hanımlarını Hz.Muhammed2i üzmemeleri konusunda paylama’ya kalkar. (Hz.Muhammed’in eşlerinden uzak kaldığı 29 gün olayı )
VE Ümmi Seleme “bak hele, hayret doğrusu sana ne oluyor ki Resullulah’la hanımları arasına giriyorsun”
Ve Ömer bir anda geri çekilir.
Kadın haklıdır.
Onlar talep etmeden hakem olamaya neden kalkarsın.
Ömer karışamaz aile meselesine hukuk bunu gerektirir.
Hz.Ümmi Seleme’nin zeki hal ve tavırları Hudeybi’ye antlaşması sırasında da karşımıza çıkar.
Hudeybiye antlaşması görünüşte Müslümanların aleyhine sonuçlanmıştır.
Bu durum Müslümanların Hz.Muhammed’e karşı tavır alacak kadar sıkıntı oluşturmuştu sahabe arasında
Hatta Hz.Ömer her zaman ki Ömer tavrıyla Hz.Muhammed’e neden diye sormuştu.
“Neden bu kadar kötü şartları kabul ettik.”
Diğer sahabeler ise sessiz bir protesto yürütüyorlardı.
Antlaşma gereği hac ya da umre için bu sene Mekke’ye girilmeyecekti. Hz.Muhammed yanında getirdikleri kurbanları kesilmesi ve traş olup ihramdan çıkılması gerektiğini sahabelere duyurduğunda sahabeler “duymazdan gelir” bir tavır sergilediler.
Ümmi seleme’ye “şu halkı görmüyor musun emrediyorum da icabet etmiyorlar” şeklinde bir ifade ile Ümmi Seleme ile istişare edince Ümmi Seleme
“Ya Muhammed emrini infaz mı etmek istiyorsun.O halde çık dışarı sonrada kurbanlık develerini kesinceye ve berberini çağırıp o seni traş edinceye kadar ashabına hiçbir şey söyleme” dedi.
Bu tavsiye Hz.Muhammed tarafından uygulanır.
Tavsiyeyi veren bir kadın demez.
Saçı uzun aklı kısa hiç demez.
Bu ümmetin peygamberi sözü söyleyenin cinsiyetine değil;sözün doğru yada uygulana bilirliğine bakar.
Ya biz bu ümmetin fertleri biz nelere bakıyoruz.
Ve tavsiye işe yarar.
Tüm ashap peygambere uyma yarışına girer.
Bir yandan develer kurban edilir.Bir yandan traşlar olunur.Ve ihramdan çıkılır.
Mekke çevresi “Allahu ekber” nidalarıyla inler.
Daha Hudeybi’ye antlaşmasının üzerinden kaç gün geçmiştir ki ; Mekkelilerin yüreklerini korku kaplar .
İnsanlar neden Allah’u ekber nidasından korkar ki.
Teslim olanlardan olamayınca Allahu ekber nidası yüreklere korku salıyor. Hudeybiye’nin hezimet olduğu görüntüsü Ebu Selemenin zeki ve basiretli tavsiyesi ve “Allahu ekber” nidası arasında kaybolur .
Sahabenin kalbindeki puslu hava dağılır.Güneş açar yüreklerde
Ümmi Seleme’nin pratik zekası, basireti hepimize örnektir.
As olan zekayı basiretle birleştirip eşlere YAR olabilmektir.
Şimdiki eşler Hz.Muhammed’ten çok uzakta olsalar dahi zekâmızı ve basiretimizi onların İslam sevdalarını canlı tutma yolunda kullanan kadınlar olmak bizim cennet ekstramız olacaktır.
Vahiy genelde Hz.Aişe’nin odasında iken gelir.
Lakin bir defasında Tebuk seferi sonrasında Hz.Muhammed Ümmi Seleme’nin odasında iken vahiy gelir.
Sahabe Kab’ın affedilmesi ile ilgili ayetler vahiy edilmiştir.
Ve Kab’a affedilme müjdesini Ümmi Seleme vermek ister.
Mescid’te olan Kab’a müjdeli haberi verir.
Hayatın içinde yaşayan kadınlar örneğini bir daha görüyoruz.
(((((((((((((((((((((Hz. Kâ'b'ın hali vakti yerindeydi. Tebük Gazâsına gidilecekti. Daha önceki gazâlarda gidilecek yeri hiç söylemeyen Peygamber efendimiz, bu defa Müslümanları topladı ve Tebük'e sefer yapılacağını haber verdi.

Mevsim sıcaktı ve meyveler olgunlaşmıştı. Herkes hummalı bir şekilde sefere hazırlanırken Hz. Kâ'b; "hazırlığı ne zaman olsa yapabilirim" diyerek, kendi işleriyle oyalandı. Öyle ki, Peygamber yola çıktığı zaman Kâ'b'ın hiçbir hazırlığı yoktu. Hemen hazırlanmak üzere evinden çıktı, ama hiçbir şey yapamadan döndü. Kendisi bunu şöyle anlatır:

"Yola çıkıp arkalarından yetişmeyi düşündüm. Keşke yapmış olsaydım. Fakat bu da mümkün olmadı. Resûlullah efendimiz bu gazâya gittikten sonra insanlar arasına çıktığımda, kendime arkadaş olarak ancak münâfıklık damgası vurulmuş kimseleri, yâhut âcizleri görmem beni kederlendirdi."

Tebük'e varıncaya kadar onun ismini anmayan Hz. Peygamber, orada Kâ'b'ın ne yaptığını sordu. Müslümanlardan biri, (elbiselerine ve boyuna bakıp gururlanması onu cihâd yolundan alıkoydu) deyince, Mu'âz bin Cebel hemen müdâhale ederek Kâ'b hakkında iyilikten başka birşey bilmediklerini söyledi. Bu cevap üzerine Hz. Peygamber sükût etti.

Sefer sona erip de Müslümanlar Medîne'ye doğru harekete geçince, Kâ'b'ı müthiş bir endişe ve telâş kapladı. Resûlullah efendimiz dönünce ona ne diyeceğini düşünüyordu. Bu arada aklına birçok mâzeretler geliyor, ama o Resûlullaha yalan söylemeyi nefsine yediremiyordu.

Nitekim Resûlullah'ın Medîne'ye geldiği haberi ulaşınca Kâ'b doğruca Peygamberimizin huzuruna gidip ona hakîkati olduğu gibi söylemeye karar verdi. Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatıyor:

"Resûlullah efendimizin huzûruna varınca selâm verdiğim zaman, bana gazâblı bir gülümseyişle, "Gel" buyurdular. Yürüyüp yanına vardım ve önüne oturdum. Bana sordular:

- Seni geride bırakan nedir? Bana yardım etmek üzere Akabe'de bana bî'at etmemiş miydin?

- Evet, yâ Resûlallah! Allahü teâlâya yemin ederim ki, sizden başka şu dünya halkından birisinin yanında bulunsaydım, özür beyân ederek onun gazâbından kurtulabileceğimi zannederdim. Zîrâ söz söylemesini bilirim.

- Vallahi, biliyorum ki, bugün yalan söyleyip sizi memnun etsem de Allahü teâlâ sizi bana gücendirebilir. Eğer doğrusunu söylersem siz bana kızacaksınız.

Lâkin ben doğruyu söylemekle Allah'tan hayırlı netîce beklerim. Yemin ederim ki, gazâdan geri kalmam için hiçbir özrüm yoktu. Hiçbir zaman, sizden ayrılıp kaldığım zamandakinden daha kuvvetli ve zengin değildim.

Kâ'b Resûlullah'a doğruyu söylerken gözleri önünde, ba'zı münâfıklar yalan mâzeretlerle Peygamberimizin huzuruna çıkmışlar; Peygamberimiz de bunların bu mâzeretlerini kabûl ederek kalblerinde yatan niyeti Allah'a havâle etmişti. Fakat Kâ'b Allah ve Resûlü huzurunda doğruluktan ayrılmadı.

Kâ'b bin Mâlik'in bu şekilde mâzeret belirtmemesi üzerine Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

- İşte Kâ'b doğru söyledi. Kalk, Allahü teâlâ senin hakkında hükmünü verinceye kadar bekle!

Kalktım. Evime gelirken, Selimeoğullarından ba'zı kişiler, benimle birlikte geldiler ve bana dediler ki:

- Vallahi, biz, seni bundan önce bir günâh işlemiş kimse olarak bilmiyoruz. Ne çâre ki, sen, seferden geri kalan kişilerin özür diledikleri şekilde Resûlullah efendimizden özür dilemedin ve çok âciz duruma düştün! Hâlbuki, Resûlullah senin hakkındaki mağfiret dileği, günâhını bağışlatmaya yeterdi!

Vallahi, Selimeoğulları, beni kınamaya o kadar devam ettiler ki, nihayet Resûlullah efendimizin yanına dönmek, kendimi yalanlamak istedim. Sonra, onlara sordum:

- Bu duruma düşen benden başka, benimle birlikte bir kimse var mıdır?

- Evet! İki kişi daha vardır. Onlar da, Resûlullaha senin söylediğin sözün benzerini söylediler. Resûlullah tarafından onlara da, sana söylendiği gibi söylendi.

- Kimdir onlar?

- Mürâre bin Rebî-ül-Amrî ile Hilâl bin Ümeyye-tül-Vâkıfî'dir!

Bu iki zâtın, sâlih ve kendileri örnek tutulacak kişiler olduklarını, Bedir savaşında bulunduklarını bana hatırlattılar. Tereddütten vazgeçtim. Mu'âz bin Cebel ile Ebû Katâde'ye rastladım. Bana dediler ki:

- Arkadaşlarının sözlerini dinleme! Doğruluk üzerinde dur! İnşâallah, herhalde, Allahü teâlâ, senin için bir genişlik, bir çıkar yol yaratır. Özür sahiplerine gelince, eğer, onlar özürlerinde sâdık iseler, Allahü teâlâ, bu husûsta onlardan hoşnut olur ve bunu, Peygamberine bildirir!

Bu zâtların hâlleri etrafa yayılınca, herkes onlara yabancı gibi davranmaya başladı. Diğer iki Sahâbî evlerine kapanmayı tercih ederken, Kâ'b cemâ'atle namazlarını kıldı, çarşıları dolaştı. Ama hiç kimse onunla konuşmuyordu.

Resûlullaha yakın yerlerde oturmaya dikkat ediyor ve bu esnâda onun çehresine bakmaya çalışıyordu. Ama her defasında Peygamberimiz ondan yüzünü çeviriyordu. Bu hâlden iyice bunalan Kâ'b, amca oğlu Ebû Katâde'ye gitti ve ona sordu:

- Ey Ebû Katâde! Allah için soruyorum. Allah'ı ve Resûlünü ne kadar sevdiğimi biliyor musun?

Fakat cevap alamadı. Birkaç defa daha sordu. Ebû Katâde kısa cevap verdi:

- Allah ve Resûlü daha iyi bilir.

Bunun üzerine Kâ'b mahzûn bir şekilde, gözyaşları içinde oradan ayrıldı.

Günler geçti, haftalar birbirini kovaladı. Kimse Kâ'b'la bir tek kelime konuşmuyor, Kâ'b işin nereye varacağını bilemiyordu. Bu arada, Kâ'b'ın imtihanını daha da çetinleştiren bir hâdise ortaya çıktı. Kâ'b 50 gün devam eden bu ızdırap verici bekleyiş devresinde Gassan'daki Kıptî liderlerinden bir mektup aldı. Mektupta şöyle deniyordu:

- Efendinizin size uygunsuz muâmelede bulunduğunu duydum. Sizi hukukunun çiğnendiği ve kıymetinin bilinmediği bir yerde bırakmasın. Yanımıza gelin, size ikrâmlarda bulunuruz.

Bir tarafta haftalardır yüzüne bakmayan, kendisiyle konuşmak tenezzülünde bile bulunmayan arkadaşları, diğer bir tarafta da izzet, ikrâm ve haşmet teklif eden bir da'vet vardı.

Düşman, Kâ'b'ın bu zayıf anını değerlendirmek istiyordu. Böyle sıkıntılı bir zamanda, böyle câzip bir teklife kim hayır diyebilirdi? Fakat Kâ'b tereddütsüz Kıptî liderinin mektubunu yırtıp attı.

Tam bu esnâda, Kâ'b'ın durumunu daha da zorlaştıran bir emir daha geldi. Peygamberimizin gönderdiği bir elçi, ona, zevcesinden uzak durmasının istendiğini haber veriyordu. Kâ'b hanımını boşamayacak, ama ondan ayrı yaşayacaktı.

Çile biteceğine daha da şiddetleniyordu. Aynı emir diğer üç Sahâbîye de gönderilmişti. Fakat bu emir de Kâ'b'ın ve arkadaşlarının Resûlullah'a bağlılığını sarsmadı. İşledikleri hatânın pişmanlığı içinde bütün rûhlarıyla Allah'a yalvarıp istiğfâr ediyorlardı.

Ama mü'minler cemâ'atinden ayrılmak, Allah ve Resûlünü terketmek akıllarından bile geçmiyordu. Îmânları böyle bir davranışa müsaade etmiyordu. Bundan sonrasını Kâ'b hazretleri şöyle anlatır:

"İnsanların bizimle konuşmalarının yasaklandığı günden 50 gece sonrasında, gecenin sabahında sabah namazını kıldım. Rûhum çok sıkılmış ve bulunduğum yere sığamaz bir vaziyette oturuyordum. Âdetâ yerle gök arasında sıkışmış ve gidecek hiçbir yeri kalmamış gibiydim. Tam bu esnâda bir ses işittim:
- Ey Mâlik'in oğlu Kâ'b, müjde, müjde!

Kurtuluş günü gelmişti. Hemen secdeye kapandım."

Peygamber efendimiz sabah namazından sonra, bu üç Sahâbînin tevbelerinin kabûl edildiğini halka ilân etmişti. Bunun üzerine Sahâbîler müjdeyi kardeşlerine ilân etmek için yarışırcasına koştular ve Kâ'b'la birlikte diğer iki Sahâbîye müjdeciler gönderdiler.

Kâ'b bin Mâlik, bundan sonrasını ve Peygamberimizin yanına gidişini şöyle anlatır:

"Hemen Resûlullah efendimize gittim. Halk, beni takım takım karşıladılar. "Allah'ın, tevbeni kabûl buyurması, sana kutlu olsun!" diyerek beni, kutladılar.

Mescide varıp girdim. O sırada, Resûlullah efendimiz, eshâbıyla oturuyordu."

Kâ'b bin Mâlik anlatmasına şöyle devam etti:

"Kendisine selâm verdiğim zaman, Resûlullah efendimiz, sevinçten yüzü şimşek çakar gibi bir hâlde olarak bana buyurdu ki:

- Seni, öyle bir günün hayır ve saâdetiyle müjdelerim ki, o, annenin doğurduğu günden beri geçirdiğin günlerin hayırlısıdır! Sen, hiç bir zaman, üzerine doğmamış olan hayırlı güne gel!

Bunun üzerine Peygamber efendimize sordum:

- Yâ Resûlallah! Bu müjde, Senden mi, yoksa, Allahü teâlâdan mı?

- Hayır! Benden değil, Allahü teâlâdandır!

Zâten, Allahü teâlâ tarafından sevindirildiği zaman, Resûlullah'ın yüzü, sevinçten, ay parçası gibi parıldardı. Bunu, biz de, yüzünün parıltısından anlardık.

Resûlullah aleyhisselâmın önüne oturunca dedim ki:

- Yâ Resûlallah! Hem tevbemin kabûlüne şükür için, hem de Allah'ın ve Resûlünün rızâsını kazanmak için sadaka olarak malımdan sıyrılıp çıkacağım!

Resûlullah aleyhisselâm buyurdu ki:

- Malının bir kısmını yanında tut. Hepsini dağıtma! Bu, senin için daha hayırlıdır.

Bunun üzerine dedim ki:

- Öyle ise, Hayber'de hisseme düşmüş olan malı, yanımda tutar, kendime alıkorum. Yâ Resûlallah! Allahü teâlâ beni, ancak doğrulukla kurtardı. Artık ben, tevbemin icâbından olarak, bundan böyle sağ kaldıkça, yaşadıkça, doğrudan başka bir şey söylemeyeceğim!

Vallahi, Resûlullah efendimize, bunları söylediğimden beri, Müslümanlardan hiç bir kimse bilmiyorum ki, doğru söylemek husûsunda, Allahü teâlânın bana yaptığı imtihandan daha güzel imtihanı ona yapmış olsun!

Resûlullah efendimize, bunları söylediğimden bu güne dek yalan bir şey söylemek, aklımdan bile geçmemiştir. Bundan sonra sağ kaldığım zaman içinde de, Allahü teâlânın beni yalandan koruyacağını umarım!

Günün birinde, şâirler için âyet-i kerîme indi. Cenâbı Hak, kelâmında meâlen buyurdu ki:

(Onlara, şâirlere ancak, sapıklar uyarlar...)

Bu şiddetli hitap karşısında, Hz. Abdullah bin Revâha, Kâ'b bin Mâlik ve Hassân bin Sâbit ve arkadaşları ağlamaya başladılar. Bunu gören Peygamber efendimiz, âyetin devamını okudular:

(Ancak îmân edip, iyi işler yapanlar ve Allah'ı çok ananlar müstesnâ. Onlar öteki şâirler gibi değildirler.) [Şuarâ:224]))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))

Ümmi Seleme ile ilgili bize gelen başka bir olay ise kör olan Ümmi Mektum’la olan hadisedir.Ümmi Mektıum Hz. Peygamberin evine geldiğinde Hz.Meymune ve Ümmi Seleme’nin örtünmelerini ister.
Hz.Muhammed kör olduğu hatırlatılınca “siz onu görmüyor musunuz” diyerek Hz.Muhammed bakışların karşılıklı korunması öğretmektedir.
Tesettürün bir bez ya da başörtüsü olmadığı tesettürün bir anlayış ve bir tarz olduğunu da pratik örnekleri ile bize aktarır. TARİH
Tesettürün tam anlamıyla anlamak istemeyenlere duyurulur
Ümmi Seleme’nin Hz.Aişe ile de hep bir tatlı ilim öğrenme yarışı vardır.
Ümmi Seleme Kuran’ı Hz. Muhammed’in üslubu ile okurdu.
Ümmi Seleme Cebrail’i Hz.Dıhye şeklinde görmüş olan sahabedir.
Usame b.Zeyd’ten rivayetle;
“Birgün Cebrail Hz.Muhammed’in yanına gelmiş. O sırada Hz. Muhammed’in yanında Ümmi Seleme vardı.
Cebrail Hz. Muhammed’le konuşup yanından ayrıldıktan sonra Hz. Muhammed sorar. - kimdi bu şahıs - diye O’da - Dıhye - der.
Ümmi Seleme - Allah’a yemin ederim ki Cebrail’den aldığı bilgiyi halka arz edene kadar onu Dıhye sanmıştım -”demiştir.
Hz. Peygamber’den “Ey Allah’ım.Bu sıkıntıma sevabımı tebdil et ve bana bundan daha hayırlısını ver” duasını Ebu Seleme bu duayı sıkça ederdi.
Eşinin ettiği duayı Ümmi Seleme eşi şehit olduktan sonra sıkça eder
Ve Rabbine bu dua ile iltica eder.
Bu arada da “Ebu Seleme’den daha hayırlısı kim olabilir” diye de aklından geçirir.Zira sağlığında eşinden hayli memnundu.
Ve “Ey Allah’ım beni ve Ebu Selemeyi bağışla. Bana onun ardından daha hayırlı daha güzel bir bedel ihsan eyle” diyerek duasını tamamlardı.
Ve duası daha hayırlı ile tamamlandı.
Hz.Muıhammed ona ihsan edildi.
Bir kadın ki eşinden razıdır.
Ve baki aleme göçünce duasında ona kıyamasa da başka bir hayrı ister.
Gelenekler nasılda İslam’ımızın önüne geçmiş zamanımızda.
Şimdiki zamanın kadınları bırakın hayırlı eşlerinin arkasından daha hayırlısını istesinler.
Hayırsız eşlerinin arkasından bile isteyemiyorlar.
DAHA HAYIRLISINI
ŞİMDİKİ ZAMANDA GEÇER AKÇE GELENEKTİR.
Peygamber hanımlarından en son vefat edendir.
84 yaşında Hicri 61 yılında vefat eder.Cenaze namazını Ebu Hüreyre kıldırır.
[align=center]
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    SEYF-İSLAM FORUM Forum Ana Sayfa -> Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) -> Hanımları Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Benzer Konular
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Dursun Ali Erzincanlı -- Ümmü Zer !!! ERHAN İlahiler & Ezgiler 0 Pts Arl 05, 2011 11:46 pm Son Mesajı Görüntüle
Yeni mesaj yok Hz. Ümmü Habtbe İle Evlenmesinin Hikmeti SERZAKİR Hanımları 0 Çrş Eyl 21, 2011 12:03 am Son Mesajı Görüntüle
Yeni mesaj yok Hz. Ümmü Seleme İle Evlenmesinin Hikmeti SERZAKİR Hanımları 0 Çrş Eyl 21, 2011 12:02 am Son Mesajı Görüntüle
Yeni mesaj yok ÜMMÜ ZER; HADİSİ MeDiNe Hanımları 0 Sal May 24, 2011 11:43 pm Son Mesajı Görüntüle
Yeni mesaj yok Ümmü Zer Gıfariyye (r.a) ERHAN Sahabe-i Kiram'ın Hayatı 1 Pzr Ağu 30, 2009 11:01 pm Son Mesajı Görüntüle