üstadın ölüm yıldönümü

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    SEYF-İSLAM FORUM Forum Ana Sayfa -> Bediüzzaman Said Nursi
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
serdengecti63
AKTİF ÜYE
<b>AKTİF ÜYE</b>


Kayıt: 20 May 2008
Mesajlar: 254

Durum: Çevrimdışı

Level : 14
HP: 4 / 426  
 1%
MP: 203 / 203  
 100%
EXP: 30 / 33  
 90%
MesajTarih: Sal Mar 24, 2009 12:03 pm    Mesaj konusu: üstadın ölüm yıldönümü Alıntıyla Cevap Gönder

Hizmet-i Kur'aniye ve imaniyede Cenab-ı Hak rahmetiyle öyle kardeşleri bana vermiş ki; vefatım ile, o hizmet bir merkezde yapıldığına bedel, çok merkezlerde yapılacak. Benim dilim ölüm ile susturulsa; pek çok kuvvetli diller benim dilime bedel konuşacaklar, o hizmeti idame ederler. Hattâ diyebilirim: Nasılki bir tane tohum toprak altına girip ölmesiyle bir sünbül hayatını netice verir; bir taneye bedel, yüz tane vazife başına geçer. Öyle de; mevtim, hayatımdan fazla o hizmete vasıta olur ümidini besliyorum!..
(Mektubat - 424)


Ben rahmet-i İlahiyeden ümid ederim ki, mevtim hayatımdan ziyade dine hizmet edecek ve ölümüm başınızda bomba gibi patlayıp, başınızı dağıtacak. (Şualar - 434)


Madem Risale-i Nur'un vazife-i kudsiye-i imaniyesi benim ölümümle daha ziyade hâlisane inkişaf edecek ve hiçbir cihetle dünya işlerine ve benlik ve enaniyete vesilelikle ittiham edilmeyecek ve rekabeti tahrik eden hayat-ı şahsiyemi bulmadığı için daha mükemmel ve ihlas ile o vazife devam edecek. Hem ben dünyada kaldıkça gerçi bir derece yardımım olabilir, fakat âdi şahsiyetimin ehemmiyetli rakibleri, münekkidleri, o şahsiyeti ittiham edebilir ve Risale-i Nur'a ihlassızlıkla ilişebilir ve bir derece çekinir, çekindirir. Hem bir derece bekçilik yapan bir şahsiyetin yatmasıyla, o daire-i nuraniyedeki bütün ehl-i gayret müteyakkız davranır. Bir nöbetdar yerine, binler bekçi çıkar. Elbette ölüm gelse, baş üstüne geldin demek gerektir.

Hem madem Nur şakirdlerinden çokları hem malını, hem istirahatını, hem dünya zevklerini, hem lüzum olsa hayatını Nur'un hizmetinde feda ediyorlar, sen ey nefsim neden fedakârlıkta en geri kalmak istersin.

Hem kat'iyyen bil ki: Çok bîçarelerin hayat-ı bâkiyelerini Nurlarla kurtarmak hizmetinde, fâni ve zahmetli ihtiyarlık hayatını memnuniyetle bırakmağa lüzum olsa veya vakti gelse, razı olmak gayet lezzetli bir şereftir.
(Emirdağ - 1 - 200)




Bin canım olsa, îmâna ve âhiretime feda etmeğe hazırım. Ne yaparsanız yapınız! Benim son sözüm حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
(Tarihçe-i Hayat - 409)




HAZRET-İ ÜSTAD’IN TARİH-İ VEFATI

Nurs’ta doğdum (325), Nuriye’den (271)
Nur’u yaydım (266) her yerde
Nur’a kavuştum birden (261)
Yattım Nurlar içinde (256)
Vefat tarihi vardır
Bu beş Nurlar içinde (1379)

(Büyük mesneviden)



URFADAKİ CENAZE TÖRENİ

23 Mart 1960 25 Ramazan 1379 Çarşamba günü, Üstâd’ın vefat ettiği gündür. Urfalılar birbuçuk gün ve iki gecelik aziz misafirleri olan Hazret i Üstâd’ın vefat haberini duyunca, köylüsü, şehirlisi, ıpek Palas otelinin etrafında toplanmaya başladılar. O gün Üstâd’ın talebe ve hizmetkârları da, öğleye kadar Üstâd’ın vefat haberini hemen hemen Türkiyenin her tarafına duyurdular.

Çarşamba günü öğle namazından sonra Dergâh camminde Üstâd’ın gasil ve tekfini yapıldı. Cenaze, Derâh camiinden Urfa Ulu Camii’ne getirildi. ıkinci günü (yani Perşembe günü) defnolacağı kararı alınarak etrafa duyruldu. Böylece Türkiye’nin her tarafından Hazret i Üstâd’ın cenaze namazına iştirâk için binlerce insan geldi. Üstâd’ın gasil ve tekfin işleri şu gelecek şekilde cereyan etti.

İpek Palas Oteli önünde yığılan binlerce insan kalabalığı tarafından Üstâd’ın na’şı buradan alınarak Dergah camiine, diğer adıyla Mevlid i Halil’e götürüldü. Dergâhta Üstâd’ın defnedileceği mevkiin arka tarafında cenazesi yıkandı. Yıkama vazifesini üzerine alan Molla Abdülhamit Efendi idi. Yardımcıları da Elaziz’li vaiz Ömer Efendi, Urfalı Rafi’ Hafız Efendi ve Üstâd’ın bazı talebeleri idi. Kefenini biçip hazırlıyan da Urfa’lı meşhur Kurra Mehmed Hafız Efendi idi. Urfa’lı Mahmut Hasırcı yemin ederek diyor ki: Üstâd’ın cenazesi yıkanırken, hava güneşli idi. Fakat gökyüzü tarafından yağmur damlacıkları Üstâd’ın cenazesine düşmekteydiler. Kendi gözümle gördüm.

MOLLA ABDÜLHAMİD’İN RÜ’YASI VE HATIRASI

Hazret i Üstâd’ın mübarek cenazesini yıkamak şerefine nail olmuş olan Molla Abdülhamid Efendi, aslen Erzurum’lu olup, Birinci Cihan Harbinde muhaceretle Urfa’ya gelmiş. ılk geldiğinde çok genç imiş. Memleketteki medrese tahsili yarıda kalmış. Urfa’ya geldikten sonra, Urfa’lı meşhur Buluntu Abdurrahman Hocadan tahsilini tamamlamıştır. Bu zat Urfa da herkesçe sevilen ve hürmet edilen ehl i takva muhterem bir âlimdi.
Molla Abdülhamid Efendi Hazret i Üstâd’a çok muhabbet besliyen ve Üstâd’ın Urfa’daki talebelerine şefkatle kucak açan ve himaye eden bir zattı. Sağlığında Üstâd Hazretlerine bir çok Arapça mektuplar yazdı. Kendisi Cizreli meşhur şeyh Seyda hazretlerinin halifesi iken, Hazret i Üstâd’ın Risale i Nur mesleğini benimsedi ve yalnız Hazret i Üstâd’ın vird edindiği dualarını okuyordu. Hazret i Üstâd’ın Urfa’ya gelişi ve vefatıyla ilgili rü’yası ve hatırası da şöyledir: (Molla Abdülhamid bu rü’yasını bir çok defalar, hatta her görüştüğümüzde bize anlatırdı)

“Ben her sene Ramazanın yirmisinden sonra bir cami de i’tikafa girerdim. O sene yine Kadıoğlu camiinde i’tikafda idim. Hazret i Üstâd’ın Urfa’ya geldiği günde bana haber verdiler. Fakat ben i’tikafta olduğum için, şafiî mezhebinde “çok zarurî bir sebeb bulunmazsa i’tikafdan çıkılmaz” diye çıkma fetvası olmadığı için, çıkamadım. Amma çok üzgündüm. Birinci günü öyle geçti. ıkinci gün kuşluk vakti oldu. Ben Üstâd ı görmeye ve ziyaret etmeye çok çırpınıyor ve can atıyorum. Fakat i’tikafdan da çıkamıyorum. ıki rek’at Duha namazını kıldım ve biraz yattım. Rü’yamda Üstâd’ı gördüm kendisine: “Seyda, ben i’tikafdayım, çıkamadım, ziyaretinize gelemedim” dedim.
Üstâd mütebessim bir çehre ile, bana Arapça olarak: Fihi vechün” dedi. Başka bir şey demedi.
Bunun Türkçesi: “Bir yolu, bir fetvası vardır” demektir.

Uyandım, düşündüm; rü’ya olduğu için, rü’ya ile şer’î meseleler noktasından amel edilmediği için, yine çıkmaya cesaret edemedim. Hem Üstâd Urfa’da çok kalacak zannediyorduk. O gün de çıkamadım ve akşam oldu.
O gecenin sabahında Üstâd’ın talebeleri gelip beni aldılar. Üstâd’ın yanına götürdüler. Fakat eyvah Üstâd’ı vefat etmiş buldum. Üstâd’ın talebeleri vefatından şüphelenerek gelip bana haber vermişlerdi. Tabii artık gittiğimde her şey bitmişti.”

Molla Hamid Efendi’nin rivayet ve hatırası ve rü’yasının hakikatı böyle olduğu halde, bazıları N. Şahiner’e yanlış şekilde aktarmış olacak ki; “Bilmem Molla Abdülhamid rü’yasında Üstâd ona, Mülteka’nın bilmem hangi babında i’tikafdan çıkma cevazı vardır” gibi mübalağalarla yazıldı ve şuyu’ buldu. Bir kere Molla Abdülhamid Efendi şafii’ idi. Mültekâ’da olan ki Hanefi mezhebine aittir Bir mesele Molla Abdülhamid’e söylenemiyeceği gibi, onun da onunla amel etmesi söz konusu değildi. Her ne ise...

Üstadın vefatının tesiri
"Üstadımızın vefatı, bende çok hazin bir tesir bırakmıştı. Gazetelerde acı haberi görünce, bir türlü inanamadım. Hemenmkardeşlerin yanına gittim, sordum. Üzgün üzgün 'Evet!' dediler. Dünya başıma yıkılmıştı. Akşama doğru da Urfa'dan acı haberle dolu telgraf geldi. Şükrü Yürüten, Abdülvahid Tabakçı, Hacı Şuayb cenaze merasimine gittiler. Neylersin, mukadder âkıbet.... Allah ondan ebeden razı olsun."
Ömer Biçer 23 Mart tarihli hatıra defterinde, Üstadın vefatıyla ilgili olarak şu cümleleri kaydetmişti:
" 23-25 Mart 1960
"25 Ramazan-ı Şerif âlem-i islâmın biricik nuru, Hz. Üstad arefenin sinesine kendisini vermek tecellisi ile alakâdar idi. Son demlerini yaşıyordu. Saatler geçiyor; yanında Zübeyir, Bayram, Hüsnü ve Abdullah kardeşler nöbetle Üstada hizmet ediyorlar. O koca varlığı kaybetmeye hiç razı olamıyorlar. Kıymetli Üstad son vedâ nefeslerini alıyor. İşte, gece de durmadan geçiyor. Saat 3 oluyor. Kardeşler sahur yemeğinde, nöbet Bayram Kardeşe gelmiş. Boynuna sarılıp emaneti Hakk'a teslim ediyor. Zavallı Bayram kardeş 'Üstad rahatlaştı' diye, tam 6 saat uyuyor diye kıyamıyorlar. Ve ancak saat 9'da vefatı anlaşılıyor."
H.ÖMER BİÇER
_________________
dost istersen allah yeter o dost ise herşey dosttur.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et Yahoo Messenger MSN Messenger
serdengecti63
AKTİF ÜYE
<b>AKTİF ÜYE</b>


Kayıt: 20 May 2008
Mesajlar: 254

Durum: Çevrimdışı

Level : 14
HP: 4 / 426  
 1%
MP: 203 / 203  
 100%
EXP: 30 / 33  
 90%
MesajTarih: Sal Mar 24, 2009 12:05 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

EDDAİ"

Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde, Said’den yetmiş dokuz emvat ba âsam u âlâma
Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş, beraber ağlıyor hüsran ı İslâma Mezar taşımla pür emvat enindar o mezarımla, revanım saha i ukbay ı ferdama,
Yakinim var ki, istikbal i semavatu zemin i Asya, Bahem olur teslim iyed i beyzay i İslâma
Zira yemin, yümn ü imandır, verir emni; eman ile enama..”

Hazret i Üstâd’ın kendi imzası olarak vasıflandırdığı bu acib, manidar satırların hepsi de işaretli ve remizlidirler. ışarî ve remzî ma’na bakımından bu acib satırlar değerlendirildiği zaman, öyle olduğu gibi; bir de onun sarih ve açık mânâları da vardır. Sarih mânâ cihetinden bakıldığında; belli, açık ve ilmî bir mânâyı da ifade etmektedirler. Bizim mevzumuz ile en çok alakadar ciheti, baştaki iki satırın remizli ve işaretli taraflarıdır.

Bu beş satırlı beytlerin hususan baştaki iki satırın ilk ve zahir mânâsı şöyledir:

Hazret i Üstâd “Lemaat eserini te’lif ettiği zaman,onun başındaki bu beytleri yazdığı sene, onun ömrü tam kırkdört olduğu halde, kendini ortalama olarak kırk yaşında kabul ettiğinden ve insanın bedeninde çalışan zerrelerin tamamına yakın bir bölümü, her altı ayda bir tazelenip değiştiğini ilmen kabul ettiği için, kendi o günki mevcud olan bedenini, yetmiş dokuz tane Saidlerin günahlı, elemli ölmüşlerinin, içinde yığılmış oldukları bir yıkılmış mezar kabul etmekte ve öyle de tasvir etmektedir. Sekseninci, yani sekseninci Said’i de, bütün o iç içe yığılan, ölmüş yetmiş dokuz tane Saidlerin başında bir mezar taşı olarak tasvir etmiştir.
Lemaatın başındaki şu açık mânâsını yazdığımız iki beytin zahir mânâlarını biraz daha açıklıyan Hazret i

Üstâd’ın “İşârât” isimli eserindeki şu satırlarıdır:

“Ben bu anda seksen Said’den telhis ile tezahür etmişim. Onlar müselsel şahsî kıyametler ve müteselsil istinsahlar ile çalkalanıp şu zamânâ beni fırlatmışlar
şu Said: Yetmiş dokuz meyyit, bir hayy ı natıkın fihristesidir: Eğer zamanın suyu donup dursa, mütemessil olan o Saidler birbirlerini görseler, şiddet i tehalüften birbirlerini tanımıyacaklardır.
Ben onların üstünde; yuvarlandım.. Hasenât, lezzât dağıldı kaldı, seyyiât, âlâm toplandı yüklendi...”(183)

Hazret i Üstâd’ın bu çok ilmî ve çok veciz ve muammalı sözlerinin azıcık açıklanması gerekir sanırım. Kısaca olarak şöyle:

“Ben bu anda seksen tane Said’den süzülerek meydana çıkmışım. O geçmiş Saidler zincirleme şahsî kıyametlerle ve eklemli, bağlantılı çoğalmalarla suretler bırakarak, çalkalanıp şu zamânâ beni fırlatmışlardır.
şu mevcud hazır Said: Yetmiş dokuz ölü, bir konuşan diri Said’in fihristesidir. Eğer zaman denilen nehrin suyu donup dursa, temessül edecek o yetmiş dokuz tane Saidler birbirlerini görseler, muhalefet şiddetinden birbirlerini tanımıyacaklardır. (Yani hiç biri diğerine benzemiyecektir)
Ben (yani hazır mevcud Said) onların üstünden yuvarlanarak bugüne geldim. Güzellikler, lezzetli haller dağıldı geride kaldı. Amma günahlar ve elemler ise toplandı hep başıma yüklendi.”

Lemaatın başındaki “Eddai” unvanı altında olan satırların sadece baştaki iki satırının şifreli, işaretli ve remzli mânâlarını ise, şöylece izah edebiliriz:

Önceleri bu mânâlar, (Remizli mânâlar) Hazret i Üstâd’ın vefatından önce) tam olarak bilinememişti, bilinmesi de mümkin değildi. Amma remizli işaretli olduğu herkes tarafından bilinmekteydi. Fakat vaktaki, Üstâd’ın vefatı hicrî takvim 1379 Ramazanında vaki’ oldu. Kabrinin yıkılma hadisesi de hicri 1380 tarihi başında vuku’ buldu. İşte o zaman bu beyitlerdeki gizli, işaretli ve remizli mânâlarına da nazar ı dikkatler çevrildi.
(183) Asar ı Bediiye, s:94.

Evet, madem mezkûr beytin iki satırında, birinde “79”, ikincisinde “80” ifadeleri vardır. Üstâd’ın vefatıyla kabrinin yıkılması dahi peşpeşe dört ay içinde, birisi hicri 1379’da, kabrinin yıkılması da 1380’de vaki’ olmuş olarak; bu iki rakamlara, yani, Hicri takvime göre bu senelere tevafuk etti. Elbette işaretli, remizli ve gizli ihbarlı olduğu meydana çıkmış oldu. Hem Hicri takvim senelerinin son iki rakamını vermek suretiyle, ölümünden ve kabrinin yıkılmasından işaretle bahsetmesi ve böylece karine ve tevafuk işaretleriyle haber vermesi; elbette ve hiç şüphesiz gaybî bir hadiseyi otuz dokuz sene öncesinden haber vermiştir diyebiliriz. Gaybî ihbar ise, ancak bu kadar izhar edilebilir. Çünki daha fazla izhara ilâhi yasak vardır.

“Eddai” beytinin başındaki iki satırını tekrar nazar ı dikkate arzetmek üzere yazıyoruz:
“Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde, Said’den yetmiş dokuz emvat bâ âsam u âlâma
Sekseninci ölmuştur mezara bir mezar taş, beraber ağlıyor hüsran ı İslâma.”
Geri kalan üç satırın da gaybî ihbarlardan ve gelecek için müjdelerden hali olmadığı kesindir. Amma açık tezahürleri meydana çıkmadan önce, bizim gibi insanların onların hakikatlarını açıklaması ne haddidir ne de işi...
Bu beytlerin cifrî ve ebcedi hesapla da, belki bir çok esrarı bulunabilir. Lâkin işin ehli olmadığımız için, bunada el uzatamadık.

Yalnız o beş satırdan en sonki satırının cifirce bir iki tarih gösterdiğini göstermek isteriz, şöyle ki:
“Yakînim var ki istikbal i semavatü zemin i Asya,Bahem oIur teslim iyed i beyzay i İslâma”
Satırın son iki kelimesi olan “Yed i beyzay i İslâma” hariç diğer kelimelerinin beraberce cifri hesabı 540 eder. Sadece “Yed i beyzay i İslâma” cümlesi ise, 1513 eder.
Bu iki tarih ise; Risale i Nurda mühim hadiseler tarihi olduğu malumdur
_________________
dost istersen allah yeter o dost ise herşey dosttur.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et Yahoo Messenger MSN Messenger
serdengecti63
AKTİF ÜYE
<b>AKTİF ÜYE</b>


Kayıt: 20 May 2008
Mesajlar: 254

Durum: Çevrimdışı

Level : 14
HP: 4 / 426  
 1%
MP: 203 / 203  
 100%
EXP: 30 / 33  
 90%
MesajTarih: Sal Mar 24, 2009 12:05 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Osman Aydın şu şiiri de Üstad Bediüzzaman'ın vefat haberi üzerine kaleme almıştı:

Elveda, Büyük Üstadım Bediüzzaman Hazretlerine
İşte geldi çattı ayrılık derdi
Bin türlü elemi bizlere verdi.
Gam, keder postunu gönlüme serdi.
Üstadım, firakın yaktı dağladı
İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.
Acı haberlerin gönlümü dağlar
Bayram geldi, fakat kalbim kan ağlar
Bilmem yaramızı bizim kim bağlar
Üstadım, firakın yaktı dağladı
İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.
Boyunlar büküldü, çehreler duruk
Boğazda döğüldü, sesimiz kırık
Bütün kardeşlerde derin hıçkırık
Geliyor, sel gibi aktı, çağladı.
İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.
Ansızın ayrılık geldi kapıya
Gözyaşı bıraktı Nurdan yapıya
Dostla vuslat için terhis tapuya
Gözler pınar gibi aktı, aktı, çağladı
İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.
Elveda dostlarım, ayrıldı Üstad
Nemli gözler ile ediyoruz yad
Kur'ân okuyalım ruhu olsun şad
Üstadım, firakın yaktı dağladı
İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.
Yaramıza merhem Risale-i Nur
Derdine dermanı hep onda bulur
Kat'î bir hüccettir Risale-i Nur
Bizlere tesellî verip ağladı
Üstadım, firakın yaktı dağladı
İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.
Üstadım, gidersin sen bâki yere
Viran kalbim kırık, vücudum bere
Al götür beni gittiğin yere
Firakın bizleri yaktı dağladı
İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.
Aydın'ın derdini açtı da açtı
Kanlı yaşlarını etrafa saçtı
Daha da söylerdi dili dolaştı
Üstadım, firakın yaktı dağladı
İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.
Osman Aydın
Emirdağ- 23 Mart 1960


Üstâd Bediüzzaman'ın nazenin hayatının çocukluğundan vefatına kadar ilimde, cesarette, mücahedede, harbte, zekâ ve sair hallerinde hep harikalarla dolu olduğu gibi; birçok hayatî tehlikeler ve yüzde yüz ölüm muhataralarıyla da geçmiştir. Bunlardan sadece 1911'de tab' ettirdiği Münâzarât eserinde yazdığı yedi defa büyük hayatî tehlike geçirdiğini kaydetmektedir. Daha ondan sonra, Birinci Cihan Harbi'ndeki pek çok tehlikeler, Rus esaretindeki Rus kumandaniyle macerası, firar hadisesi, daha sonra İngilizlerin İstanbul'u işgal ettikleri sırada yüzde yüz tehlikeleri göze alarak mücadelesi... vesaire ile doludur.



"Benim ölümüm sizin başınızda bomba gibi patlayıp, başınızı dağıtacaktır. Toprağa atılan bir tohumun yüzer sünbüller vermesi gibi, bir Said yerine yüzler Said size o yüksek hakikatı haykıracaktır." Ve onbeş sene evvel: "Saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse, bu hizmet-i imaniyeden çekilmem." Ve: "Dünyayı başıma ateş yapsanız, hakikat-ı Kur'âniyeye feda olan bu başı zındıkaya eğmem" diyen ve elli sene evvel Âlem-i İslâmı sömüren, sömürgeci cebbar ve zalim bir İmparatorluğa karşı: "Tükürün o zalimlerin hayâsız yüzüne" diye matbuat lisaniyle cevap veren ve Büyük Millet Meclisinde, Reise: "Kâinatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin hükmü merduttur.

Cenab-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîminde, yüz yerde edasını emrettiği namazdan daha büyük bir hakikat olsa idi, imandan sonra onu emrederdi" diyen ve yazdığı bir beyannameden sonra Mecliste cemaatle namaz kılınmasına başlanan ve Birinci Cihan Harbinde Gönüllü Alay Kumandanı olarak esir düştüğü Rusya'da Moskof Çarlığına karşı izzet-i İslâmiyeyi muhafaza edip, kurşuna dizileceği hengâmda: "Âhirete gitmek için bana bir pasaport lâzımdı" diye ölümü istihkar eden böyle bir kahraman-ı İslâm Üstadımız Bediüzzaman'ın eserlerini okumak nimet-i uzmasına mukabil canımızı da feda etsek, ömrümüzü de Ona vakfetsek, zulümden zulüme de sürüklensek, ömrümüzün nihayetine kadar şükran secdesinden de kalkmasak bize yine ucuzdur...
(Tarihçe-i Hayat - 702)

1960 yılının 23 Mart'ında Urfa’da Hakk'ın rahmetine kavuştuğunda arkasında bıraktığı tüm maddî servet bir demlik, birkaç bardak, eski bir gömlek, yamalı bir cübbe, sarık, misvak, biraz çay-şeker ve on liradan ibaretti. Mânevi miras olarak ise bütün asrın insanını aydınlatabilecek Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nur külliyatı ile dünyanın her tarafında milyonlarca "Kur’an talebesi" bırakmıştır.
_________________
dost istersen allah yeter o dost ise herşey dosttur.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et Yahoo Messenger MSN Messenger
MeDiNe
VİP ÖZEL ÜYE
<b>VİP ÖZEL ÜYE</b>


Kayıt: 21 May 2008
Mesajlar: 9227
Konum: istanbul
Durum: Çevrimdışı

Level : 63
HP: 7683 / 19700  
 39%
MP: 0 / 9406  
 0%
EXP: 152 / 454  
 33%
MesajTarih: Sal Mar 24, 2009 12:53 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Allah razıolsun bizlerle paylaştıgın için inşallah bıraktıgı eserleri bol bol okumak ve yaşamımızda yaşamak nasib olur inş raislaeyi nur kuranın hakikatlari Rabbimiz bizden ona uymamızı ve iyi kullar olmamızı istiyo önümüzde çok güzel örnekler ve yaşantılar var onları bilmek ve anlamak gerekir Smil
_________________
Kalbimin söylediklerini kalbin duysun isterdim
Dlimin duasına sözlerinle amin ol isterdim..
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    SEYF-İSLAM FORUM Forum Ana Sayfa -> Bediüzzaman Said Nursi Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Benzer Konular
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Ölüm! Mustafa Cilasun Amatör Şiirler & Yazılar 0 Prş Tem 31, 2014 1:36 pm Son Mesajı Görüntüle
Yeni mesaj yok Ölüm Nedir? SERZAKİR Ölüm - Ahiret 0 Pzr Eyl 08, 2013 9:58 am Son Mesajı Görüntüle
Yeni mesaj yok Ölüm Anında Yaşananlar - Ahmed Hulusi ERHAN İslami Videolar 1 Pzr Ksm 18, 2012 3:36 am Son Mesajı Görüntüle
Yeni mesaj yok Abdurrahman ÖNÜL - ÖLÜM VAR ÖLÜM VAR ... ERHAN İlahiler & Ezgiler 0 Cum Eyl 14, 2012 1:14 am Son Mesajı Görüntüle
Yeni mesaj yok Ölüm'ün ölmesi MeDiNe Ölüm - Ahiret 0 Cum Eyl 07, 2012 10:20 pm Son Mesajı Görüntüle