İbn Cüd’an’ın Cömertliği
Cahiliyye döneminde zenginlik ve cömertliğiyle tanınmış olan Abdullah İbn Cüd’an (ö. 600 m.), önceleri pek yoksul ve şirret bir adammış. Birçok suç ve cinayetler işlediğinden, kabilesi ve babası tarafından terk edilerek himayesiz bırakılmıştı. Pek yaygın ve garip bir hikâyeye göre, bir gün Mekke civarında şaşkın ve karamsar vaziyette dolaşırken, dağlık bölgede bir mağara görmüş. Oraya girip bir yılan tarafından ısırılmayı ve orada ölüp bu serseri hayattan kurtulmayı arzulamış. İçeri girince beklenmeyen büyük bir yılanla karşılaşmış! Fakat bu yılan canlı değil, gövdesi altından, gözleri parlak iki yakuttan imiş!
Biraz daha ilerleyince mağara içinde Cürhümlü kralların mezarlarını, başlarında ölüm tarihlerini ve emirlik sürelerini belirten altın levhalar görmüş. Hatta bunlardan “Nüfeyle” adında birinin levhasında, beş yüz yıl yaşadığını, mülk ve servet uğruna nice yerler dolaştığını, fakat bunların kendisini ölümden kurtaramadığı yazıyormuş. Abdullah mağaranın orta kısmına varınca, orada yakut, inci, altın ve gümüşün yığılı olduğu bir hazineyle karşılaşmış. Bu kıymetli madenlerden yeteri kadar alarak dışarı çıkmış. Mağaranın ağzını taşlarla kapattıktan sonra yerini kaybetmemek için oraya bir işaret koyarak Mekke’ye dönmüş. Bu şekilde zenginleşen Abdullah b. Cüd’an, büyük bir kazan içinden herkese bol bol yemek dağıtmaya başlamış. Elindeki altınlar tükendikçe mağaraya gider, yeterince altın alıp gelirmiş. Abdullah’ın zenginlik ve cömertlik kaynağını tümüyle bu garip define hikâyesiyle izah etmek biraz müşkül görünmektedir. Onun ayrıca sonradan başlattığı ve çok kazanç sağladığı ticaret hayatı da zenginliğin önemli bir kaynağı olmalıdır. Söylendiğine göre İbn Cüd’an’ın yemek kazanı o kadar büyükmüş ki, binek üzerindeki bir adam oradan elini uzatıp yemek alabiliyor, insan öğle vaktinde onun gölgesinde gölgelenebiliyormuş. Peygamber Aleyhisselam ile Ebu Cehil de gençlik dönemlerinde, Abdullah’ın büyük sofrasından yemek yemişlerdi. Hz. Aişe r.a. demiş ki: “Ya Rasulallah, İbn Cüd’an çok yemek yedirir, misafir ağırlardı. Bu iyiliği kıyamet günü ona fayda verir mi?” Rasulullah Aleyhisselam buyurmuş: “Hayır. Çünkü o bir kerecik ‘Rabbim, kıyamet günü günahlarımı bağışla’ dememiştir.”
İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye (Beyrut 1997), 2/616-17; Mahmud Şükrî, Büluğu’l-Ereb (Beyrut 2009), 1/104-105; Cevad Ali, el-Mufassal fî tarihi’l-Arab Kable’l-İslâm (Bağdat 1993), 4/94-103.