| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 5:52 am Mesaj konusu: .::.Hikmet Damlaları.::. |
|
|
Padişahı ziyaret eden insanlar O’nun rızasını
kazanmak için padişahın istediği şekilde hareket etmek zorunda kalırlar.
“Ey Padişahım senin dediğin bir tarafa dursun.
Biz kendi prensiplerimize göre sana itaatimizi göstereceğiz. “ deseler,
padişahın rızasını almak şöyle dursun gazabına bile uğrarlar.
İşte biz kullar da Allah’ın koyduğu kanunları kendimize göre ayarlayamayız.
Mesela Kur’an’ı Türkçeleştirelim, namazın rekatı değişsin, orucun günü değişsin diyemeyiz.
En son Nurun Ala Nur tarafından Cum Eyl 12, 2008 5:55 am tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 5:52 am Mesaj konusu: |
|
|
Dava adamı kötü şartlar içinde fener gibidir.
Bataklıkta çınar gibidir.
Çınar hem çamuru kurutuyor, hem sivrisineği.. nebatat gibidir.
Karbondioksit alan bitkiler onu kendine gıda yapıyor.
Dava adamı kötü hayatı istihaleye tabi tutuyor.
Panzehirdir, zehiri yemede seviyor.
En son Nurun Ala Nur tarafından Cum Eyl 12, 2008 5:55 am tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 5:53 am Mesaj konusu: |
|
|
Büyük balık küçük balığı yutuyor, doğru...
Büyük de küçük de acı su, basit kumdandır.
Cenab-ı Hak büyük balığa su ve kum yedireceğine küçük balıkları üreterek yediriyor. Buna rağmen büyük hala mahdut, küçük hala pek fazla...
Demek dengeyi bu şekilde sağlayan zat, pek adildir.
En son Nurun Ala Nur tarafından Cum Eyl 12, 2008 5:56 am tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 5:53 am Mesaj konusu: |
|
|
İntisapta(bağlılıkta) kıymet var. Hz. Ali’ye ait olan kılıç bir demir kütlesi olduğu halde kıymetlidir.
Hediye edilen bir kalem itina ile kullanılır.
Peygamber Aleyhisselatu Vesselam'a ait bir eşya olursa daha çok kıymetli olur, daha fazla ihtimam gösterilir.
Ya Allah’ın hediye ettiği gözler, sözler ve her şey…
En son Nurun Ala Nur tarafından Cum Eyl 12, 2008 5:56 am tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 5:54 am Mesaj konusu: |
|
|
Şefkatte güneş gibi olmak..
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Taif’te kendisini taşlıyanlara beddua etmiyor.
“Bunlar benim kendileri için gerçek kurtarıcı olduğumu bilmiyorlar, affet, hidayet et” buyurmuş.
Bir kaç sene sonra Taif toptan Müslüman olmuş.
Bizim hizmetimiz Güneş gibidir. Güneş hiç darılmaz.
Pencere, perde kapalı olsa da hep fırsatı kollar, açar açmaz, içeri nezaketle girer,
camları bile kırmadan.. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 5:58 am Mesaj konusu: |
|
|
Fırtına zahiren çok hızlıdır, geldiği yeri kırar, döker.
Güneş ışığı ise zahiren sessizdir.
Fakat çok hızlı hareket eder, koşar, okşar, çok işler yapar.
Bizim hizmetimiz de güneş ışığı gibidir. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 5:58 am Mesaj konusu: |
|
|
Yüzme bilmeyen bir kişi kendini denize atsa ya zor kurtulur, ya da boğulur.
İman hizmeti de böyledir. Belli düsturları vardır.
Onda yüzmek için çok araştırmalı, çok okumalı ve çok egzersiz yapmalıdır. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 5:59 am Mesaj konusu: |
|
|
Şirket-i Maneviye’nin azim neticesinden herkes hissedar olur doğru, ama intisabının derecesinde.
Elektriğin voltajı çok çok yüksek ama kablo ve ampulün durumu müsait olmayıp,
kapasitesi dar olsa tam istifade edemez.
Ayna tam parlak olmazsa güneş nasıl tam aksetsin?
Herkes günah tozlarını silerek, ampulün kablosunun kapasitesini artırarak
şirkete hissedar olmaya çalışmalı.
Mahsulat çok, kab dar ise ancak o kadar alır. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:00 am Mesaj konusu: |
|
|
Hareket bereket ise tercih edilir. Yoksa bereketsiz hareket maharet değildir.
Fırtına da hareket ediyor. Rüzgar ve güneş de hareket ederler.
Fırtına yıkarak, diğerleri çiçekleri açtırarak.
Demek, fırtına gibi bir genç bize lazım değil. Sel, baraja toplanırsa neşvünemaya sebeptir.
Hissiyatımızın barajı da dini ölçülerle nurlanmış akıldır.
Ancak o zaman dava adamı olunur. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:00 am Mesaj konusu: |
|
|
Elektrik bir merkeze bağlı olmasına rağmen çok yerlerde bir anda muhtelif vazifeler görüyor.
Bir yerde çimento fabrikasını çalıştırırken, bir yerde ütü yapıyor,
bir yerde etrafı aydınlatıyor ve hakeza.
Cenab-ı Hakk’ın mahluku böyle olursa, maddeden mekandan münezzeh
ve Müberra olan Cenab-ı Hak da bu kanun ne derece olur, anlaşılır herhalde? |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:02 am Mesaj konusu: |
|
|
Kainat bir terbiyeden geçiyor.
Bir evin iki odası, salonu, mutfağı vs. olduğunu düşünelim.
Bu evi bir tanzim, tanzif, tevzin eden bir zat muhakkak ki vardır.
Manzume-i Şemsiye(Güneş sistemi) de çok odalı bir ev gibidir.
Bizler dünya odasında oturuyoruz.
Elbette bu evi de bir terbiye eden vardır. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:02 am Mesaj konusu: |
|
|
Kul ile Allah arasına kimse giremez deniliyor.
Kimya kitabımızla bizim aramıza kimya hocaları giriyor. Hocalar kimya kitabı ile aramızı bozuyorlar mı?
Bilakis..İmam-ı Gazali, Bediüzzaman vs. böyledir. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:03 am Mesaj konusu: |
|
|
Allah ile kul arasına kimse giremez, doğru.
Ama bu, bilgili din adamlarının dinin emavirini(emirlerini) tebliğ müessesesini iptal edemez.
En basit bir bilgi bile bir bilenden öğrenilir.
Kitap ile talebeler arasına elbette hocalar girecek, ilaç ile hasta arasına doktor girmesin mi?
Araya girenler hüküm sahibi olurlarsa, yani masdar(bir şeyin çıktığı yer, fiil kökü)
menba(kaynak) telakki edilince iş değişir. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:04 am Mesaj konusu: |
|
|
Masivayı terk etmeyi şu şekilde anlamak lazımdır;
Paran olsun, onu kasaya koy.
Evin olsun, onu arsaya dik.
Araban olsun fakat onu garaja çek.
Yeter ki kalbine bağlama.
Kalpte ancak iman ve İslamiyet olmalı.
Bir misafir, beraberinde getirmediği bir şeye kalbini bağlamaz. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:11 am Mesaj konusu: |
|
|
Biz kendimize teslim edilmemişiz. İşte acizlik bu kadar olur.
Göz gibi, kalbimizin atışları da kendi irademize bağlı olsaydı ne olurdu?
İdare edemezdik.
Birazcık heyecanlanınca kalbimizi unutuverirdik ve her şeyi alt üst ederdik. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:11 am Mesaj konusu: |
|
|
Biz insanlar olmasak kainatın hiçbir şeyi eksilip, hiçbir zerresi telaş eder mi?
Mesela; İnekler “insan olmasa sütümü kime vereceğim” diye düşünmez, yavrularına içirir.
Zaten yavrularına vermeden biz zorla elinden almıyor muyuz?
Güneş için gören gözün, ses için duyan kulağın olmaması mühim değildir.
Ama bizim bunlara ihtiyacımız var. Biz kullanıyoruz.
Demek bunlardan hesaba çekilecek de biziz. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:12 am Mesaj konusu: |
|
|
Dolmuşa binen her kişi, muavinin “paralar” hitabına mahzar olur. Yani, mutlaka o vasıtanın taşıma ücreti istenir.
Biz duymazlıktan gelmeye çalışıp, uyuyor süsü versek muavin bu defa daha sert bir şekilde “paralar” diye bağıracaktır.
Neticede gerçekten uyuyor olsak bile bizi uyandırıp bizden parayı alacaktır.
Eğer vermemekte direnirsek bizi arabadan aşağı indirecektir.
Aynen öylede vasıta-yı ilahi olan küremizin üzerinde muazzam bir süratle seyahat ediyoruz.
Elbette bunun ücreti bir gün bizden istenecektir.
Seyahat faturası bize ödettirilecektir. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:13 am Mesaj konusu: |
|
|
Bir lamba bir adamı da bin adamı da yorulmadan aydınlatabilir.
Güneş de bir lambadır ve Allah’ın kudreti de böyledir.
Bir şeye de bin şeye de kudretinin tecellisi aynıdır. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:15 am Mesaj konusu: |
|
|
Madde mana ile kaimdir. Giymek olmasaydı, ceket olmazdı.
Oturmak olmasaydı, koltuk olmazdı.
İnsanlarda oturmak ihtiyacı olmasaydı, koltuk vb. eşyalar tarihe karışırdı.
Demek, asıl olan madde değildir ki ezeli olsun. |
|
| Başa dön |
|
 |
Nurun Ala Nur FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 16 May 2008 Mesajlar: 3183 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 43
|
Tarih: Cum Eyl 12, 2008 6:15 am Mesaj konusu: |
|
|
Bir evde yalnız başınıza yaşasak.
Farz-ı muhal bizim her eve geldiğimizde sandık ve sepetlerde elmaları, muzları, portakalları vs.leri hazır bulsak.
Bunları kimin gönderdiğini öğrenmeden, merakımızı gidermeden oturup da;
“canım sen de..üzümünü ye, bağını sorma” deyip kemal-i afiyetle yiyebilir miyiz?
Hayır..
İşte dünya evinde her baharda dağlar dolusu, bağlar dolusu meyveler, nebatlar geliyor.
Nereden, kim gönderiyor? |
|
| Başa dön |
|
 |
|