Hoca Efendiden bu güzel sohbeti dinlerken (ki İnşAllah dinlemek nasip olur size) bir söz dikkatimi çekti söz aynen şöyle idi : Bu dünya ''Darılma Dünyası değil Dayanma Dünyasıdır'' .... burda ne ifade edinmek istenmiştir ? _________________
Sofilik Ateşten Gömlektir Giyebilene Aşk olsun ....
Bu dünya ''Darılma Dünyası değil Dayanma Dünyasıdır'' ...
Öncelikle Bu güzel paylaşım için Rabbim sizden razı olsun kardeşim,Gerçekten eşsiz paylaşımlardan bir tanesi..Eşsiz bir söyleyiş..Hocaefendinn güzel vaazlarından bir tanesi..
Lisanım ölcüsünde;bu Dünya darılma ,küsme dünyası değil,her zorluğa her şartta dayanma dünyasıdır.Bizler davamız için,Rıza-i ilahi için,Allah namına gönül vermiş neferleriz.. bu yol illaki çetin geçecek, BU uğurda illaki zorluklarala çarpışacağız güzel neticelerin zor ve meşekkatli evreleri vardır..Bizler ne için kim için uğraş verdiğimizin bilinceinde daim olmalıyız..Çaldımız kaplılar yüzümüze kapanacak!derdimizi hemn anlatma fırsatımız olmayacak!Ama olmuyor demeyeceğiz,yılmadan bıkmadan tekrar takrar yüzümüze kapann kapılara gideceğiz..Bu yolda en azılı hasmımız nefsimiz!ilk o bize karşı çıkacak yıldırmaya çalışacak ama biz asla meyletmeyeceğiz!Nefsi öldürüp çıkmak gerek bu yola,nefsi parmaklıklar ardına tutsak etmeliyiz yoksa işimiz zor olur,hem nefsimizle hem dışdaki zorluklarla sıkı bir mücadece içinde olduğumuz şuuru aklımızdan çıkmamalı..Kim için ne için yapıyoruz sorusunu aklımızda her saniye bulundurmamız lazım!kendi nefsime!
Bizlerin yaşadığı sıkıntı mı?dert mi?!diyesim var çünkü bizlerin ki sıkıntı değil!Peygamber efendimzin çektiği sıkıntıların yanında ne ki? Büyüklerimizn çektiği sıkıntılar karşısında bizimkisi vızıltı sadece..Efndimiz aleyhisselatu vesselam ve sahabi efendilerimiz çekmeselerdi sıkıntı bizlerin hali nice olur du?!Üstadımız çekmeseydi o sıkıntıları,büyüklerimiz uğraş vermeselerdi o zamn..Bizler şimdi dinmizi istediğimiz gibi yaşayabilir miydik?anlatabilir miydik!?
Efendimiz (s.a.s) ebu cehillerle uğraşmış.. sıkıntılar yaşamış ama küsmemiş darılmamış.. :(bizlerin haddine mi darılmak!? kendi nefsime söylüyorum HAŞA!ne haddime!
Üstadımız gibi..
Bir zübeyir abi..bir Sungur abi.. gibi ve nice abilerimiz gibi sürgün mü edildik..?işkence mi gördük?..anadan babadan yardan ayrı mı düştük? vatanımıza hasret mi bırakıldık..Hayır! o zamn bizim çektiğimiz bir kaç abi abla sorunu,öğrenci veli sorunu..sorun mudur?! Bizler darılmaya değil dayanmaya geldik,Allah namına savaşmaya geldik bu uğurda ölmeye geldik?derdimizi anlatmaya geldik!Küslük olmaz bizlerde olmamalıda! kin olamaz bizlerde! dava Allah'n davası ise ve bizler yeryüzüne halife tayin edilmişsek darılma lüksümüz yoktur! bu hizmeti geriletmeye hakkımız yoktur!
Bizler okul yıllarındaki sıkıntılarımızı, sıkıntı addetmek gafletine düşerdik! gülüyorum sadece!!
Afrikaya okul açmak için giden bir abi anlatmıştı;Afrikaya tek başına gitmiş ve okul için bölge ve kaynak tarayışı içinde ama hiç bir şekilde bulamamış.abi sıkıntıda..Türkiyede ki abileri arıyor ben yapamadım döneyim diyor.Abiler hayır dönme biraz daha uğraş diyorlar abi evine dönüyor akşam vakti kapısı çalıyor kapyı açmadan bakıyor kim gelen diye ,bir bakıyor bir kaç sarıklı adam abi korkuyor ne olur gidn ben size bir şey yapmadım öldürmeyin beni diyor.o esnada merdivenlerde de ışık hüzmeleri yanıyor..abi gece zar zor uyuyor.sabah namazı vakti bir el abiye dokunup haydi kalk sabah namazı vakti diyor.abi uykusuz ve dalgın tekrar uyuyor,o el tekrar abiye dokunup haydi kalk sabah namazı vakti diyor abi bir bakıyor ki o kişi hocaefendi!hocaefendi kalk hadi seni salonda bekliyoruz diyor. abi şaşkın ve bir o kadar da korkmuş bir halde lavaboya gidiyor hüngür hüngür ağlıyor nihayet kendine gelip abdest alıyor ve salonun kapısı bir açıyor !salon tıklım tıklım..sarıklı cübbeli kişiler! karşıda hocaefendi..kıble de namaz oturuşunda bir kişi arkası dönük..bir bakıyor o kişi Üstadımız!...Üstadımız,ev sahibi namazı kıldırsın diyor.abi olur mu öyle şey üstadım sizler varken ben kimim diyor.. Üstadımız ev sahibi namazı kıldırsın diye tekrar ediyor..Abinn omzuna bir el dokunup hadi evladım namazı kıldır diyor!... abi bir bakıyor karşında EFENDİMİZ ALEYHİSSELATU VESSELAMMM!! abi olduğu yerde oracıkta bayılıyor ve sabah orada ayılıp kendine geliyor...
Şimdi söyleyin bu dava uğrunda yaşanılan sıkıntılar karşısında bizler hemn küsmeli miyiz yoksa davamıza sahip çıkıp enemizi,nefsimizi yıkıp davamıza mı dayanmalı mıyız?..Darılma değil dayanma dünyasındayız bizler..
Bediüzzaman Hazretlerinn ifadesi: “Ben acele ettim kışta geldim, sizler Cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz” diye müjde veriyor
Rabbim sen bizleri bir an bile nefsimizle baş başa bırakma (amin) _________________ UMUT.. Hiç bitmeyen bahar mevsimidir, içinde kar da yağar , fırtınada kopar..
Ama Çiçekler açmaya hep devam eder...
Allah c.c. Ebeden Razı olsun kavsı-ı Kuzeh kardeşim okadar güzel yorumlamışınızki cümle cümle kelime kelime hikmet açısından çok güzel bir yorum Yüreğinize gözlerinize ellerinize sağlık
Hoca efendi ve hizmet ehli olan herkes benim nazarımda bir gönül insanıdır o yüzden bir kişi büyüklüğü ile bilgisiyle değil hakla olan bağlılığıyla ve saygısıyla belli olur. bir gönül insanı olmak lazım gelir ve bizlerde gönül insanı olmamız lazım neden mi ?çünkü gönül insanına göre ilimlerin bitiş noktası hep halk olmalıdır Gönül insanına göre pratik hayata uygulanamayacak bilgilerin hiçbir ehemmiyeti yoktur Gönül insanı günaha karşı her zaman tetikte kendini Rabbinden uzaklaştıracak herşeye karşı da çok titiz davranır.Nefsiyle her konuda mücadele etmeye azimlidir. Gönül insanının hayatı her döneminde tek amacı Allah'ı anlatabilmektir bütün hareketlerini buna göre ayarlar ve her zaman sabırlı ve temkinlidir gönül insanı Ama bu sabır aktif sabırdır.
Gönül insanı konuşmaktan çok davranışlarıyla örnek olmaya çalışır. Gönül insanı bir küheylan gibi her zaman koşar. Gönül insanı derdini sadece Allah'a açar ve derdinden de şikayetci değildir.
Yaptığı iyilikler karşısında halktan kesinlikle bir menfaat beklemez. Gönül insanı herzaman Allah'ın rızasını kazanmak için çalışır. Allah'ın hatırının söz konusu olduğu yerde bütün benliğini ve kendini unutur. Gönül insanı kimseyle tartışmaz ve herkesle iyi geçinir. Kendi hareketlerinin ve çabasının yanında Allah'ın inayetini unutmaz.
Her zaman birlik ve ittifaktan yanadır ve böyle davrandığı zaman Allah'ın Rahmetine mazhar olacağını düşünür. Gönül insanının kitabında benim yapmam , başarmam gibi merdut düşünceler yoktur.
O insanlardan bir insan olma payesini hiçbir şeye geğişmez. Gönül insanı kendisine kötülük dahi yapılsa bunları iyilikle savar. Kimsenin ayıbını araştırmaz görse bile göz yumar.
Gönül insanı arkadaşlarına karşı kesinlikle kıskançlık, haset gibi duyguları beslemez.Aksine onlara destek olur. Gönül insanı her zaman ''ben'' yerine ''biz'' kullanır.
Gönül insanı namdan şandan kaçar. kötülükleri iyilikle savar ve iyilik abidesi olarak hayatını devam ettirir. sünnet ve Kur'an yörüngeli hayatında hiçbir zaman Allah'ın kapısından ayrılmaz.
Gönül insanı hiç kimseden korkmaz. Gönül insanı kimseye küsmez ve gücenmez. Gönül insanı arkadaşlarının sürçmelerinde onlara yardım etmeyi düşünür ve onlardan uzaklaşmayı kesinlikle düşünmez
'' Bu dünya darılma dünyası değil dayanma dünyasıdır'' der. _________________
Sofilik Ateşten Gömlektir Giyebilene Aşk olsun ....
Akan göz yaşlarına kurban olayım hocam ne güzel anlatmışın ...
Zeynül Abidin deyip Ağlayan, şöyle sesleniyordu 25 Şubat 1990 tarihinde Şadırvan Camiinde; "Zeynül Abidin; kimsenin haberi olmadan muhtaç oldukları şeyleri götürüp kapılarının önüne koyan Zeynül Abidin.
70 yaşına kadar ibadet-ü taatla, hem de zulüm cenderesi içinde hayatını sürdüren Ehl-i Beytin Hasan ve Hüseyin'den sonra sertacı, sevtacı iftihacı Zeynül Abidin.
Bütün evliyaya rehberlik yapan, ışık tutan Zeynül Abidin. Hulasa-yı Fatıma; Zeynül Abidin, Hulasa-yı Mevcudat Efendimiz; Zeynül Abidin ve Hazreti Ali'nin özü Zeynül Abidin (radıyallahu anh). Yazmış, çizmiş, ibadet etmiş, anlatmış. Ama hayatının pek çoğunu, kah Emevi zulmünde, kah başkalarının zulmünde hep zindanlarda geçirmiş.
Birisinin dediği gibi, memleket memleket sürgüne gönderilmiş, divan-ı harplerde bir cani gibi muamele görmüş, bir serseri gibi memleket memleket sürgüne gönderilmiş.
Zaman gelmiş hayatından elli defa bıkmış usanmış. Fakat dişini sıkmış dayanmış. Ondört asır evvel dayanmış, ondört asır sonra yine dayanmış bir Zeynül Abidin, bir başka Zeynül Abidin. Abidlerin ibadet edenlerin ziyası, ışığı, ziyneti, süsü demektir.
O başta Zeynül Abidin, bu başta Zeynül Abidin. Allah sizi Zeynül Abidin eylesin. Zeynül Abidin'in hususiyeti var, dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülsüz. Kimse onu tutmamış, kimse başına tac yapmamıştı. Kimse bağrına basıp aziz kabul etmemişti.
O mihnet çanağı içinde kaynıyor, mihnet teknesi içinde durmadan yoğruluyordu. Yoğruluyordu ama diyordu ki "Darılma dünyası değil bu dünya, bu dünya dayanma dünyasıdır. Dişini sıkıp dayanacaksın, kime darılıyorsun? Bunlardan ALLAH haberdarsa başkalarına darılman senin, zulüm değil midir?” diyor dişini sıkıyor ve dayanıyordu.”
Diye sesleniyordu, kürsüden gönüllere. Zeynül Abidin'in özelliği idi, görünmemek ve bilinmemek. O final gecesi de bu öğrencileri yetiştirip kapımızın önüne bırakan Zeynül Abidinlerden hiçbirini göremedik.
Onların şiarı idi gaybubet etmek. Ve öyle de oldu. Aysbergi gördük ama suyun altında kalan kısmını göremedik. Bu aysberg gibi yükün altına girenleri, bu aysbergi sırtında gezdirenleri bilemedik.
Onlar adeta lisan-ı halleri ile suyun altında görünmeden, bilinmeden duruyor ve dünyadaki ve ahiretteki ateşleri söndürmek için yola çıkan bu buzdağını sonuna kadar götüreceğiz diyorlardı.
Aysbergin altında bildiğim hayatlar var. Zeynül Abidin misal dişini sıkıp dayananlar, bin kişiyi yüzbin defa darıltacak hadiseleri diken yutar gibi yutup darılmayıp dayananlar var.
Dokuz sene attan inmeyen Yavuz gibi, dokuz yıldır uçaktan inmeyen Abimiz, Nesibe Hatun'un seksen senede çektikleri gibisini, yirmisekiz yıla sığdıran Ablamız var. Varları var eyleyen var, ve tabi ki “biyedihil hayr-Her hayır, O'nun elindedir.” Her yaptığınız hayrat, onun defterine geçer. Her işlediğiniz a'mal-i sâliha, yanında kaydedilir. İşte şu kelime, cin ve inse nidâ edip müjde veriyor. Diyor ki:
Ey bîçareler! Mezaristana göçtüğünüz zaman, "Eyvah! Malımız harab olup, sa'yimiz heba oldu; şu güzel ve geniş dünyadan gidip, dar bir toprağa girdik." demeyiniz, feryad edip me'yus olmayınız... Çünkü sizin herşeyiniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükâfatını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zât-ı Zülcelâl, sizi celb edip, yer altında muvakkaten durdurur. Sonra huzuruna aldırır.
Ne mutlu sizlere ki; hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti, rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almaya gidiyorsunuz.
Evet geçen baharın defter-i a'mâlinin sahifeleri ve hidemâtının sandukçaları olan tohumları, çekirdekleri muhafaza eden.. ve ikinci baharda gayet şaşaalı, belki yüz derece aslından daha bereketli bir tarzda muhafaza eden, neşreden Kadîr-i Zülcelâl, elbette sizin de netâic-i hayatınızı öyle muhafaza ediyor ve hizmetinize pek kesretli bir surette mükâfat verecektir." (Yirminci Mektup)
Hiç şüphemiz yok ki “ve Hüve ala külli şey'in kadir”. Sahabe efendilerimiz için kullandığımız şu dua ifadelerini onlar için de kullanma gereğini hissediyorum "Radıyallahü anhüm ecmain" _________________
Sofilik Ateşten Gömlektir Giyebilene Aşk olsun ....
Rabbim sizden de razı olsun kardeşim paylaşımlar çok güzeldi _________________ UMUT.. Hiç bitmeyen bahar mevsimidir, içinde kar da yağar , fırtınada kopar..
Ama Çiçekler açmaya hep devam eder...
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız