| |
|
|
|
| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
ŞeFKaT FORUM YÖNETİCİSİ


Kayıt: 09 Şub 2007 Mesajlar: 17850 Konum: İSTANBUL Durum: Çevrimdışı
Level : 77
|
Tarih: Prş Şub 15, 2007 10:09 pm Mesaj konusu: Arif Nihat Asya (1904 - 1975) |
|
|
Arif Nihat Asya (1904 - 1975)
Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyü'nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı Zîver Efendi, annesi Tırnovalı Fatma Hanımdır. Nihat Asya bir aylıkken babasının ölümü üzerine, akrabalarının himayesinde büyümek zorunda kaldı. İlköğrenimine köyünde başladı fakat daha sonra İstanbul'a geldi. Önce Haseki Mahalle Mektebi'ne daha sonra Gülşen'i Maarif Rüştiyesi'ne devam etti. Yatılı olarak girdiği Bolu Sultanisi kapatılınca, Kastamonu Sultanisi'ne aktarıldı. Liseyi bitirdikten sonra, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nun Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu.
Milli Mücadele Dönemi'nde Ankara'da bulundu. Bu dönem onun şiire başladığı, Türklük ve vatan aşkı ile şiirler kaleme aldığı tarihlerdir. 1828 yılında Darülmuallimin'i Aliye'den edebiyat öğretmeni olarak mezun oldu ve Adana kolej ve öğretmen okullarında edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yaptı. 1948 yılında Edirne'ye tayin edildi. 1950-54 döneminde Adana Milletvekilliği, 1954 yılında Eskişehir milletvekilliği yaptı. 1962 yılında ise Ankara Gazi Lisesi'nden emekli oldu. 5 Ocak 1975 tarihinde Ankara'da vefat etti.
Edebiyatımızda “Bayrak” şairi olarak tanınan Asya, Bayrak şiirini Adana’nın kurtuluş günü olan bir “5 Ocak”ın heyecanı ile yazdı. Bir çok dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Şiirlerinde hece, arûz ve serbest vezinleri kullanan Arif Nihat, nazmın her tür ve şekliyle eserler vermiştir. Fikrin ağır bastığı şiirlerinde milliyetçilik konusu büyük bir yer tutar. Çok renkli ve değişik biçimli şiirler yazmış olan Asya, son şiirlerinde biraz da mistisizme yönelmiştir. Şiirinde daima bir yenileşme çabası içinde olan şair, etkilerden uzak kalarak kendine özgü bol renkli şiir dünyasını yaratmıştır.
Güzel ve zarif benzetmelerin yanı sıra, keskin zekâsının, şakacı mizâcının mahsûlü olan nükteleri, hicivleri, kelime oyunları üslûbunu tamamlayan önemli unsurlardır. Tarihimizin şanlı sayfalarını şiirleştiren şair, Rubai türünün yeni Türk edebiyatında önemli şahsiyetlerinden kabul edilir. Bayrak ve vatan, onun mısralarında en usta anlatıcısını bulmuştur.
Şiir Kitapları: Heykeltraş (1924), Yastığımın Rüyası (1930), Ayetler (1936), Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor (1946), Rubaiyyat-ı Arif (1956), Enikli Kapı (1964), Kubbe-i Hadrâ (1956), Kökler ve Dallar (1964), Emzikler (1964), Dualar ve Aminler (1967), Aynalarda Kalan (1969), Kanatlar ve Gagalar (1946), Kıbrıs Rubaileri (1964), Avrupa'dan Rubailer (1971), Kova Burcu (1967). _________________ "Yâ Rabbî! Bizleri kıyamete kadar
Risale-i Nur kisvesinde hakaik-i imaniye
ve esrar-ı Kur'âniye ile kemâl-i ferah ve sevinçle meşgul eyle.
âmin. İnşaallah."
En son ŞeFKaT tarafından Pts Tem 02, 2007 9:36 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
ŞEYHÜLİSLÂM VİP ÖZEL ÜYE


Kayıt: 14 Şub 2007 Mesajlar: 9379 Konum: İstanbul Durum: Çevrimdışı
Level : 63
|
Tarih: Cmt Şub 17, 2007 4:21 pm Mesaj konusu: |
|
|
| PAYLAŞIM İÇİN TEŞEKKÜRLER ABLA EMEĞİNE SAĞLIK ALLAH RAZI OLSUN SAOL. |
|
| Başa dön |
|
 |
SoNuNa_KaDaR GOLD ÜYE


Kayıt: 09 Şub 2007 Mesajlar: 2519 Konum: ist Durum: Çevrimdışı
Level : 40
|
Tarih: Pzr Şub 18, 2007 6:40 pm Mesaj konusu: |
|
|
allah razı olsun kardeş _________________ TASAVVUF YAKADA ROZET
DEĞİL;GÖNÜLDE KURŞUN OLMALI.. |
|
| Başa dön |
|
 |
alp-eren SÜPER ÜYE


Kayıt: 30 May 2007 Mesajlar: 1689
Durum: Çevrimdışı
Level : 34
|
Tarih: Cum Hzr 29, 2007 11:50 am Mesaj konusu: |
|
|
Şehitler Tepesinde Ebedileşen
ARİF NİHAT HOCA
Arif Nihat Asya gençlik çağında başladığı şairliği yetmiş yıllık ömrünün sonuna kadar devanı ettirebilen nadir sanatkârlardandı. Onunla beraber yola çıkanların çoğu bir noktada kalmışlardır. Çünkü yetiştikleri devir ve sosyal çevre herkesi buna zorluyordu. Düşününüz : Savaştan yeni kurtulmuş fakir ve dertli bir millet. Ha rap ve perişan bir vatan.. Arkadan köklü ve hoyat bir kültür ihtilâli. Millî kültürün red ve inkâr edilmesi. Türk şiir sanatının hor görülmesi. Bütün mazinin kötülenmesi. Dokuz asırlık muhteşem yazı dilinin -değiştirilmeye kalkışılması. Bizde hiçbir geleneği olmayan Batı San'at anlayışının devlet eliyle kabul ettirilmesi Sonra tepeden inme ihtilâller inkılâplar, darbeler. Tek partili baskı rejimleri: Saldırgan yabancı ideolojiler. Yıkıcı ve bölücü akımlar. Mukaddes ve yüce bildiğimiz bütün milli değerlerin yok edilmesi. Milliyetçiliğin ayıp, Türkçülüğün suç ülkücülüğün çağ dışı sayılması Maddecilikle, Hümanizmin en itibarlı görüş olması. Şiir zevk ve seviyesinin sıfır noktasına yaklaşması...
İşte rahmetli Arif hoca hayatının tam elli yılını böyle bir cemiyette geçirmiştir. Ama bu kötü şartların hiç biri Onu şairlikten vazgeçiremedi. Onun şiirlerinin san'at seviyesini düşüremedi. Duygu coşkunluğunu durduramadı, ilhamını kurutamadı. Hayal dünyasını daraltamadı. Ümitlerini kırıp heyecanını sınırlayamadı.
Gerçekten, edebiyat meraklıları kabul etmektedirler ki, geçen yarım asırda şiir telakkisi defalarca değiştiği halde, Arif Nihat beğin eserleri hem san'at değerini hem de şahsiyetini aynen muhafaza etmiştir. Rahmetli şair, elli yıl boyunca, tekrara düşmeden devamlı yazmış ve eskimeden kendini yenilemiştir. Dil ve üslupta olsun, tem ve konuda olsun tamamıyla milli kalmış fakat çağın değer ölçülerinin de üstüne çıkmıştır. Bilhassa, pek az san'atkâra nasip olan şekil - muhteva ahengi ile milliyetçilik ve şairlik şahsiyetini en güzel tarzda telif edebilmiştir. Arif Nihad Asya'nın şiirleri iki tarafı da keskin kılıç gibidir. Yalnız milli heyecan duymak için okuyanlarda aynı lezzeti alırlar. Dozu çok iyi tayin edilmiş her terkipte görüldüğü gibi.
Arif hoca Türkçeyi çok iyi biliyor ve yerli yerinde kullanıyordu. Her sözün hakikî, mecazî tarihî ve mahalli mânâsından istifade ederdi. İkinci Meşrutiyetten sonra gelişip Cumhuriyetin ilk on yılında zirvesine ulaşan Türk edebiyat dilinin bütün incelik ve zenginliği Arif Nihad Asyanın eserlerinde sergilenmiştir. Bu sayede, bir haçlı zihniyetiyle üst üste saldırıya uğrayan güzel Türkçe ayakta kalabilmiştir. Bin yıllık tarihi olan şiirimiz de son kırk yıl içinde aynı tehlikeyle karşılaşmıştı. Cemiyet zorla maddeci dünya görüşüne itilince günün edebiyatı da buna uydu. Kuru, soğuk, kaba ve laubali bir sür modası ülkemizi istila etti. Manasız, cansız, çirkin ve cılız uydurma kelimeler edebiyatımızın baş köşesinde yer buldu. Daha sonra bunu, tamamıyla batıdan aktarılan taklitçi ve ihtilalci şiir takip etti. Böylece şiirden uzak şairler, san'atla âlâkası kesilmiş romancı ve hikayeciler türedi. Bunlar bir merkezden emir alıyormuş gibi, yularca, aynı dağınık üslup ve uydurma dil ile üç beş konuyu: yazıp durdular. Genç nesilleri bu tipi sahte edebiyata ve yalancı san'ata şartlandırmağa çalıştılar. Ayrıca şiir ve edebiyatın halisine, millî, yerli ve kendi köküne bağlı olanına insafsızca saldırdılar. San'atını bu vadide devam ettirenleri, ağır bir suç işliyormuşçasına, ayıpladılar, karaladılar.
İşte, Arif Nihad beğ, böylesine saldırgan bir çevrenin ortasında dahi milli ve halis san'at anlayışını değiştirmedi. Dilini bozmadı. Türk'ün tarihine, kahramanlığına zengin kültür hazinelerine ve bin bir çilesine sırt çevirmedi. Eski ve uzak vatanımızı, bir gün efsaneleşen Turan İllerini ve yaslı yaralı Türkleri hiç unutmadı. Tabii Türkiye'nin cennet köşelerini, buralarda yatan dünkü yiğitleri, gazileri, Alperenleri ve yanımızda - yöremizde yaşayan dertli insanlarımızı da ihmal etmedi. Savaşı, zaferi, şehit ve gazileriyle bütün milli tarihimiz Ona ilham kaynağı oldu. Camilerimiz, Kervansaray, türbe, çeşme ve köprülerimizle bütün milli san'at yadigarlarımız Onu coşturdu. Atımız, pusatımız, kopuzumuz, davul, zurna ve halaylarımızla bize ait olan her değer Onun mısralarında ebedileşti. Büyük başbuğlardan adsız kahramanlara kadar nice yiğit Onda yepyeni hüviyetler kazanarak geçit resmi yaptı. Ve O, elinde, en kutsal varlığımız olan Bayrakla Şehitler Tepesinde ebedileşti ....
Doç. Dr. NECMETTİN HACIEMİNOĞLU |
|
| Başa dön |
|
 |
alp-eren SÜPER ÜYE


Kayıt: 30 May 2007 Mesajlar: 1689
Durum: Çevrimdışı
Level : 34
|
Tarih: Cum Hzr 29, 2007 11:55 am Mesaj konusu: |
|
|
Naat
Seccaden kumlardı..
................................
................................
Devirlerden, diyarlardan
Gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı!.
Mescit mümin, minber mümin...
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “amin”..
Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı..
Kapına gelenler ya muhammed,
- uzaktan, yakından –
Mümin döndüler kapından...
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi...
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın
Yoksulların sahibi..
Nerde kaldın ey resul,
Nerde kaldın ey nebi!..
Günler ne günlerdi, ya
Muhammed!..
Çağlar ne çağlardı;
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı...
Ve bir gün ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime’nin kucağında,
Abdullahın yetimi,
Amine’nin emaneti ağlardı..
Hatice’nin goncası
Aişe’nin gülüydün..
Ümmetin göz bebeği
Göklerinresulüydün..
Elçi geldin, elçiler gönderdin;
Ruhunu Allah’a; elini ümmetine verdin,
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan;
Medine’ye göçerdin..
Biz,
Bu dünyadan nereye
Göçelim ya muhammed!
Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“ebu leheb öldü” diyorlar;
Ebu leheb ölmedi ya muhammed!
Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...
Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi ey nebi!
Adına alışkın dudaklarımız..
Artık yolunu bilmiyor,
Artık yolunu unuttu
Ayaklarımız
Kabene siyahlar
Yakışmamıştır ya muhammed!
Bugünkü kadar!
Hased gururla savaşta;
Gurur; kaf dağında derebeyi..
Onu da yaralarlar kanadından
Gelse bir şefkat meleği..
İyiliğin türbesine,
Türbedar oldu iyi..
Vicdanlar sakat
Çıkmadan ya muhammed yarına!
İyilikler getir, güzellikler getir
Adem oğullarına...
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi taiftir, kimi hayberdir...
Fethedemedik ya muhammed
Senelerdir...
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi;
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği..
Bayram yaptı yabanlar
Semave’yi boşaltıp;
Save’yi dolduranlar
Atını hendeklerden – bir atlayışta –
Aşırdı aşıranlar..
Ağlasın yesrib!
Ağlasın selmanlar...
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti ey nebi!
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Ne oldu ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar, taşlar
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar....
Uçsuz bucaksız çöllerde
Yine izler gelenlerin;
Yollar gideceklerindir....
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir.
Örümcek ne havada
Ne suda, ne yerdeydi
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi
Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,
Şu yuva ki bilinmez;
Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi
Kumru mu..
Kuşlarını bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu..
Ey abva’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hatıran uyusun çöllerin,
Ilık kumlarıyla örtülü..
Dinleyene hala
Çöller ses verir....
Yaleyl, susar,
Uğultular gelir...
Mersiye okur uhud,
Kaside söyler bedir;
Sen de bir hac günü
Başta muhammed, yanında
Ebu bekir,
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,
Destan yap ey şehir!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler...
Vicdanlar sakat
Çıkmadan ya muhammed yarına!
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Adem oğullarına...
Yüreklerden taşsın
Yine imanlar!
Itri, bestelesin tekbirini;
Evliya okusun kur’anlar..
Ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın
Kayışzade osmanlar...
Na’tını galib yazsın, mevlidini
Süleymanlar..
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin sinanlar..
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel ey muhammed!
Bahardır
Dudaklar ardında saklı
“amin”lerimiz vardır..
Hacdan döner gibi gel..........
Miraçtan iner gibi gel...........
Bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanat, ruzgar kanat;
Hızır kanat, cibril kanat,
Nisan kanat, bahar kanat;
Ayetlerini ezber bilen,
Yapraklar kanat...
Açılsın göklerin kapıları
Açılsın perdeler, kat kat..
Çöllere dökülsün yıldızlar,
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar..
Çöl gecelerinden yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilal-i habeşi sustuysa;
Ezanlarını davud okusun!
Konsun – yine - pervazlara
Güvercinler,
“hu hu” lara karışsın
Aminler,...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey fatihalar, yasinler... |
|
| Başa dön |
|
 |
Mercan GOLD ÜYE


Kayıt: 28 Hzr 2007 Mesajlar: 2650
Durum: Çevrimdışı
Level : 41
|
Tarih: Çrş Tem 04, 2007 10:24 am Mesaj konusu: |
|
|
ARiF NiHAT ASYA
(7 Şubat 1904- 5 Ocak 1975) Şair, Çatalca'nın İnceğiz köyünde doğdu. Balkan Savaşı'nın sonunda İstanbul'a geldi. Kocamustafapaşa ve Haseki mahalle mekteplerinde okudu. Gülşen-i Maarif Rüşdiyesi'nde iken Bolu Sultanîsi'ne, buradan Kastamonu Sultanîsi'ne geçti. Lise öğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul Darulmuallimîn-i Âliyyesi'ne girdi. Buraya bağlı olarak Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi (1928). 14 yıl edebiyat öğretmenliği ve idarecilik yaptıktan sonra 1950-1954 yılları arasında Adana milletvekili olarak Meclis'te bulundu. 1959-1961 yılları arasında Kıbrıs'ta öğretmenlik yaptı. 1962'de emekli oldu. Ankara'da öldü.
ESERLERi:
DUALAR ve AMiNLER
Çeşitli şiirlerden oluşmuştur.
KÖKLER ve DALLAR
Çeşitli şiirlerden oluşmuştur.
BiR BAYRAK RÜZGAR BEKLiYOR
Çeşitli şiirlerden oluşmuştur. |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
|
|
|
|